Kelime Bolluğu, Anlam Kıtlığı!
- Özhan Özdemir
- 25 Mar
- 2 dakikada okunur

Bir sabah uyandın ve bir ses sana ömrünün sonuna kadar konuşacak sadece 100 kelimen kaldığını söyledi.
İnsan, kelimeleriyle var olur. Onlarla sever, sitem eder, başkaldırır. Ama bir sabah gözlerini açtığında, bir ses “100 kelimen kaldı” derse… işte o zaman kelimelerin anlamı, ağırlığı ve hatta hacmi değişir. Artık konuşmak bir refleks değil, bir yatırım olur. Konuşmayı ciddiye alırsın. Boşa harcamazsın.
Peki ya gerçekten konuşacak sadece 100 kelimeniz kalsaydı?
Ağzından çıkacak her hece, bir ömrü eksiltseydi?
Bazıları için bu bir ceza olurdu. Çünkü sustuklarında görünmez hissederler. Bazılarıysa kutlama yapardı belki, “nihayet dünya biraz sessizleşiyor” diye.
Çünkü biz artık çok konuşan ama az şey söyleyen bir çağın içindeyiz. Sözcükler çoğaldı, ama anlamları inceldi.
Şayet bu ses söylediklerinde ciddi olsaydı, kim ne zaman ve kime ne konuşacağını düşünmeye başlardı. Dil susar beyin çalışmaya başlardı.
Ve belki de en güzeli:
Konuşan değil, düşünen! Laf kalabalığı yapan değil, anlam yaratan değer kazanırdı.
Az konuşanlar ilk kez dikkat çekerdi.
Sözün, sadece dolgu malzemesi değil, bir duruş olduğu fark edilirdi.
Bundan sonrası büyük bir ironi olurdu. Söz ustaları suskunluğa gömülürken, gevezelerin içi içini yerdi.
Gürültülü susmalar, anlamlı bakışlara evrilir, iletişimin niteliği, niceliğini ezer geçerdi.
İlk kez “nasılsın” demek gerçekten bir yatırım olurdu çünkü cevabını da almak zorundasın. “İyiyim, sen?”. iki kelime bir selamlamada bile tükenmiş olurdu.
Politikacılar kelime saymayı öğrenmek zorunda kalırdı.
Televizyon tartışmalarında 100 kelime limitli siyasetçiler görürdük.
Bazıları kelimelerini satmaya başlardı. Güçlü olan güçsüz olanın kelimelerini alır,İstediği gibi konuşur, böylece ortaya yeni pazarlar çıkardı.
Aksi halde “Yatırım. Güven. Gelecek. Oyunuzu bekliyorum.” Gibi kelimeler siyasetçiler için yetersiz olurdu.
Aşıklar bile konuşamazlardı artık. “Sen. Ben. Kalp. Özlem. Bekle.” O kadar. Gerisi susuşta gizli kalırdı. Çocuklar doğduğunda konuşmazdı kimse; “Hoşgeldin” bile pahalıya mal olurdu. Belki de her şeyi bir bakış, bir sarılış anlatırdı artık.
Kimbilir belki de bu lanet, bir lütuf olurdu.
“Konuşmak hakkınsa, susmak gücün olurdu”
Comments